|
N. K. ZEYBEK’LE YAPILAN SÖYLEŞİ(*)
Alperen: Türk Dünyasıyla ilişkilerin
getirilmesi konusunda Türkiye üzerine düşeni yapıyor mu?
N. K. ZEYBEK: Dünya Türklüğünün artık
inananların gönlünde bir nazlı hayal olmaktan çıkıp üzerinde uğraşılması
çalışılması gereken gerçek haline geldiği bir dönemdeyiz. Ama sanki böyle
bir şey yokmuş gibi Türkiye bu konuda uyuyor. Çok söylenen bir tabirle
söyleyeyim, “tarihi fırsat kaçmak üzeredir”. 93’ün ortalarından
başlayarak Türkiye’yi yöneten bütün hükümetler bu konuda üzerlerine düşen
tarihi görevi yapmamışlardır ve görevi ihmal suçundan tarih önünde
sorumludurlar. 93’ün ortasında Çiller, sonra Yılmaz, Erbakan ve Ecevit
görevi ihmal suçundan suçludurlar. Ve tarihi fırsat kaçmak üzeredir
sözünün anlamını ifade bakımından söyleyeyim; Türk Dünyasının, BM’ce
tanınan 6 devletinden Kıbrıs’ı da sayarsak 7 devletinden bu gün
Türkiye’den sonra en güçlüsü, en çok nüfusu olanı, en fazla imkanlara
sahip olanı Özbekistan’dır. Ama maalesef Türkiye’nin Özbekistan’la arası
iyi değildir. Özbekistan şu anda, Türkiye’den çok Yunanistan’a, ve daha
da acısı Kıbrıs Rum Kesimine yakın duruyor. Bunun sorumlusu da asla
Özbekistan değil, Türkiye hükümetlerinin bu konudaki aymazlıklarıdır.
Vurdumduymazlıklarıdır. Bu sadece bir örnekti. Bununla ümitsizlik vermek
de istemiyorum. Hükümetler görevlerini hiç yapmıyorlar da demiyorum ama
yeteri kadar yapmıyorlar. Türkiye çok büyük projelerle bu işe girdi.
1992’de başlanmış olan bazı projeler var. Başlanmış olan bu projeler
sağlıklı bir şekilde bu güne kadar getirilseydi bugün biz Türk Dünyasının
birliği meselesinin büyük oranda çözülmüş olduğunu görürdük. Nedir bunlar;
Avrasya TV Türk Dünyasının ortak TV’si olsun diye kuruldu ama ne yazık ki
bugün Türkiye’yi tanıtım TV’si olarak bile görev yapmıyor. Hatta yayın
muhtevası itibarıyla Türkiye’ye zarar veren bir TV haline geldi
Azerbaycan’da zaten yayını yok, Kırgızistan’da günde 18 saat yayın
yapıyordu kapattı. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan’da günde bir iki
saat , izlenmeyen saatlerde yayın yapıyor. O da bir şeye benzemiyor. Büyük
bir projeydi, Türk Dünyasının haberleşme ortaklığını, sağlayacaktı ama
olmadı. Çünkü Hükümetler sahip çıkmadı.1992’de başlayan bir diğer proje de
her yıl 10 bin öğrenci getirilmesi projesiydi, ilk yıl getirildi sonra
bırakıldı. Hatta yine yanlış politikalar yüzünden Özbekistan gönderdiği
2000 öğrenciyi de geri çekti. Her yıl 10.000 öğrenci demek Türk
Cumhuriyetlerinin, geleceğini, Türkiye’de öğrenim gören gençlere
geleceğini emanet etmesi demekti. Olmadı. Hükümetler bu konuda gereken
dikkati göstermediler.
Alperen:
Bu dönem MHP mecliste azımsanmayacak bir
çoğunlukta temsil ediliyor. Ayrıca Türk Dünyası’ndan sorumlu Devlet
Bakanlığı da MHP’ de. Acaba bu gelişmeler bahsettiğiniz olumsuzlukları
sona erdirebilir mi?
N. K. ZEYBEK:
Sayın Çay’ın bu işe aşkla bağlı olduğunu biliyorum, bu işlerde aşk çok
önemlidir. Hemen de bir şeyler yapmaya başladığını görüyorum ve
ümitlenmeye başladım. TİKA denen kuruluşun devlet bakanlığına bağlanması
iyi bir adımdır. İkinci olarak TİKA’nın başına Öner Kabasakal adında çok
değerli , Türk Dünyasını yakından tanıyan ve bu işlerin içinde olan bir
aydın getirilmiştir, bu çok doğru bir adımdır. Ayrıca Avrasya kanalına
küçümsenmeyecek miktarda maddi desteğin sağlanmış olduğunu duydum o da
güzel bir adımdı. Tabi ki bunlar olmalıydı MHP’ ye de bu yakışırdı. Ama
yine de söylüyorum bunlar da yetersizdir. Ben konunun top yekün,
Cumhurbaşkanından, Şemdinli’nin köyündeki bir çobana kadar herkesin ele
alması gereken bir konu olduğu görüşündeyim. Onun için bu konuda bilinci
ve bilgiyi sürekli taze tutmak ve beslemek zorundayız.
Alperen:
Türk Dünyasıyla ilgili müstakil bir
bakanlığın olması meselelerimizin çözümünde olumlu bir adım olur mu?
N. K. ZEYBEK:
Müstakil Bakanlık olsa iyi olur ama bu
bakanlık koordinatörlük görevi yapmalıdır. Benim teklifim her bakanlıkta,
Cumhurbaşkanlığında bir başdanışmanlık olmalı, başbakanlıkta bir Devlet
Bakanlığı var, bunun yanında her bakanlıkta bakanlığın boyutuna göre ya
genel müdürlük ya daire başkanlığı, ya şube müdürlüğü, ya danışmanlık ama
mutlaka bir birim olmalıdır. Mesela Kültür Bakanlığında sırf Türk
Cumhuriyetlerine yönelik bir genel müdürlük kurulmalıdır. Ben Kültür
Bakanlığında böyle bir genel müdürlük için kadro aldım benden sonra gelen
arkadaşlar bunun adını Halk Kültürlerini Araştırma Genel Müdürlüğü
yaptılar. Halbuki bu; Dünya Türklüğü Genel Müdürlüğü olmalıydı, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığında yine Dünya Türklüğüyle ilişkileri düzenleyen
bir genel Müdürlük olmalı, çünkü neden; boru hatları vs. var ya onlar
önemli şeyler. Turizm Bakanlığından önemli. Türkiye’de Turizm Bakanlığı
olmasa Türkiye hiçbir şey kaybetmez. Çünkü artı Türkiye’de Turizm
Bakanlığının hiçbir anlamı kalmamıştır. Boş bir bakanlıktır, boşuna kadro
işgal etmektedir. Turizm artık özel sektörün işidir Bakanlığın yapacağı
hiçbir şey yoktur. Bir genel müdürlük haline gelmeli ve bir bakanlığa
bağlanmalıdır. Buna mukabil bir Türk Dünyası önümüzdeki bir gerçektir. Bir
boru hattının Türkiye’ye vereceği fayda 50 tane Turizm Bakanlığının
katkısından daha fazladır, turizmin demiyorum. Dolayısıyla orada mutlaka
bir genel müdürlük kurulmalıdır. Yani akılcı bir şekilde planlamayla,
Devlet Örgüsünün tamamına Türk Dünyasıyla ilgili birim konulmalıdır.
Sadece bir bakanlık yetmez bir bakanlık sadece uyumlalıştırma görevi
yapmalıdır.
Alperen : Dışişleri Bakanlığımızın
Türk Dünyasına yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
N. K. ZEYBEK:
Dışişleri Bakanlığımızın alışkanlıkları var.
D. Bakanlığımızdaki bir çok görevli daha Türk Cumhuriyetleriyle diğer
Ülkelerin diplomatik yönden de ayrı düşünülmesi konusunda uyanmış değil.
Yani birçok diplomatımız için Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan neyse
Almanya, Belçika o. Bu ayrım yapılmıyor. Diplomatlarımızın birçoğu, hepsi
demiyorum bu ayrımı yapamıyor.Halbuki bunlar adı üstünde Türk
Cumhuriyetleridir. Dolayısıyla bunlara yaklaşım çok farklı olmalıydı.
Hemen bir örnek vermek istiyorum:
Kazakistan’a doğru bir tayin yapıldı. Kurtuluş
Taşkent adında, Türkçü Ali Taşkent’in oğlu değerli bir diplomat, gönüllü
olarak, Türkiye’yi her yerde temsil edebilecek niteliklere sahipken kendi
isteğiyle Almatı’ya gitti. Kazakistan Büyükelçimiz oldu. Çok yararlı
çalışmalar yaptı. Ve Kazak Türkçe’sini öğrendi bu adam. Ama tam oraya
alışmış ve verimli çalışmalar yapabilecek bir hale gelmişken geri alındı.
Yeni giden insanın nasıl birisi olduğunu bilemiyorum ama ehli olsa bile o
da şimdi Kazak Türkçe’sini öğrenmeye başlayacak. Türkiye’nin Washington
büyük elçileri orada ortalama on yıl kalırlar ve doğru bir tutumdur.
Türkiye’nin Kazakistan Büyükelçi’si oradan emekli olmaya gönderilmeli,
Özbekistan Büyükelçisi emekli olmaya gönderilmeli. Ama olamaz geri
çekilirse o başka. Gönderilen birini üç yıl geri çekmek ne demek. Şunu
bizim bürokrasimizin anlaması gerekir. Hizmetler bürokratlar için
değildir, Bürokratlar hizmet içindir. Efendim o üç yıl orada kaldı
şimdi şuraya gelsin de sırada bekleyenler var onlar gitsin oraya. Böyle
bir mantık olamaz. Bu mantık bizim ocağımızı batırıyor. Mantık hep hizmet
bürokratlar içindir mantığı. Bürokratlar hizmet içindir mantığına gelsek
bu işi çözeceğiz. Türkiye’nin buna göre kendisini yeniden yapılandırması
lazım.
Alperen:
Sayın Zeybek bütün olumsuzluklara rağmen Türk
Dünyasıyla ilgili gelişmelerde mesafeler katediliyor. Bu bağlamda Türk
Dünyasıyla siyasi bir birliktelikten bahsedenlerin yanında böyle bir
birlikteliğin imkansızlığından bahsedenler de var. Sizce siyasi
birliktelikten çok kültürel birlikteliğe mi önem vermeli?
N. K. ZEYBEK:
Önce kültürel ve ekonomi. Kültürel konuda
hazır bir altyapı var. Bütün halk değişik şivelerle olsa da Türkçe
konuşuyor. O değişik şiveleri dinleyip de anlamayanlar sakın
maneviyatlarını bozmasınlar. Bir iki hafta dinleyip kulakları alıştığı
zaman sislerin dağıldığını ve anlamaya başladıklarını görürler. Dil
birliği var, geniş ölçüde din birliği var, tarih birlikteliği var. Hemen
bir örnek vereyim, biz geceleri en erken doğan bir yıldız vardır. Buna
sarı yıldız, kervan kıran yıldızı deriz, hakkında hatta türkülerimiz
vardır. Türkiye’den 5000 km uzakta Kazakistan’da da bu yıldıza kervan
eşeklerden oluştuğundan eşek kıran yıldızı diyorlar, aynı hikayeyi
anlatıyorlar. Nasreddin Hoca her yerde aynı fıkralarla anlatılır. Yani bir
kültür birlikteliğimiz vardır. Şimdi tarihin derinliklerinden gelen bu
birlikteliği bu günün imkanlarıyla yoğurarak Türk’ün medeniyette yeniden
doğuşunu gerçekleştirebiliriz. Önümüzde bu baht var ama
değerlendiremiyoruz. Kültür ve ekonomik birliktelik sağlanır ve siyasi
birlikteliğe doğru adım atılır. Olması gereken budur.
Alperen:
Sayın Zeybek Türkiye bir problemle daha
karşı karşıya bu da “dil”. Her gün biraz daha yozlaştırılan Türkçe’nin
sonu nereye varacak?
N. K. ZEYBEK:
Evet Türkçe’miz de çok önemli bir tehdit
altında. Kahvehanelerimiz “cafe”, merkezlerimiz “center”,
köprülerimiz “viyadük” Türk Hava Yollarımız “Turkısh Aırlines”
diye anılıyor. Bu bir rezalettir . Böyle şey olur mu?
Hükümetlerimizin yaptığı temel bir yanlış var.
Bu yanlış devam ettikçe bizim gençlerimiz rüyalarını da İngilizce
görmeye başlayacaklar, Türk müziğini sevmez, hale gelecekler, şeytana
tapanlar bile Şeytancı değil de “satanist” olarak biliniyor. Bu bir
sapıklıktır. Bir millet kendi dilini terk ediyorsa terk ettiği kadar
sapıktır. Bu yozlaşmada hükümetlerin de büyük kabahati var. Hükümetler
Anadolu Liseleri diye adını koyuyorlar, eğitim öğretim dilini
İngilizce yapıyor. Dil kültürün taşıyıcısıdır, siz dilinizden
vazgeçerseniz, başka birinin dilini alırsanız o dilin getirdiği her şeyi
de almak zorunda kalırsınız. Bu bir felakettir. Bu arada şerefli,
haysiyetli insanlar da çıkıyor. İşte Başkent hastanesinin başhekimi MEHMET
HABERAL hem dünya çapında bir ilim adamı, Türkiye’de ilk defa böbrek ve
karaciğer naklini gerçekleştiren doktor hem de “Türkçe dil bayrağımızdır”
diyerek Dil Bayrağını yukarılara kaldırıp “Başkent Üniversitesinde
Türkçe’den gayrı eğitim dili yok” diyen adamdır. Yani yalnız değiliz.
Ama sesimiz biraz daha gür çıkmalı. Dil giderse din de kalmaz, millet de
kalmaz hiçbir şey kalmaz. Vatan, bayrak, din kadar dil de kutsaldır
Alperen:
Son günlerde bir de ülkemizde “devlet”
tartışması yaşanıyor. Bir kısım çevreler “Devlet”e hakaretler yağdırıyor.
Devleti halkın gözünde küçük düşürüyorlar. Bu konudaki görüşleriniz
nelerdir?
N. K. ZEYBEK:
En kötü en zayıf en zalim devlet bile
devletsizlikten iyidir.Bizim devletimiz söylenildiği kadar da zayıf
değildir. Bardağın yarısı doludur. Mücerret devlet fikrini başımızın
tacı yapacağız. Mücerret devlet fikir kutsaldır. Ama müşahhas devlet,
yaşayan devlet her zaman eleştirilebilir. Kutsal olanla kutsal olmayanı
ayırmak lazımdır. Mücerret devlet fikri neden kutsaldır? Çünkü Devlet
olmasa halk arasında öyle bir nizamsızlık, öyle bir kargaşa doğar ve
insanlar bu kargaşadan öyle zararlar görürler ki depremin meydana
getirdiği yıkıntı bile aranır hale gelir. Mücerret devlet işleyişiyle
müşahhas devlet işleyişini birbirinden ayırmak lazım. Mücerret Devlet
kutsaldır ama müşahhas devlet’e, yaşayan devlete gelince, Türkiye
Devletinin bu anlamda yeniden kurulması gerekir. İkisini ayırmak
lazım. Yeniden kurulmasının gerektiği ortaya çıkmıştır. Bizce, bizzat
devletin içinde olanlar olarak zaten ortaya çıkmıştı da. Hem ana dokusuyla
hem bütün kurumları itibarıyla yeniden çağdaş bir yapıya kavuşması
gerekir. Bunu söylemek Devlete karşı olmak demek değildir. Devlet bizim
başımızın tacıdır. Devlet-i ebed müddet inancı doğru bir inançtır, doğru
bir hedeftir. Ama ikisini ayırmak lazımdır.
Birçok insan bunu konuşuyor, projeler
gerçekleştiriyor. Benim de bu konuda bir projem var. Sistem olarak artık
parlementer sistem yerine başkanlık sistemine dayalı parlâmento, hükümetin
ve yargının birbirinden bağımsız görev yaptığı bir sisteme geçilmesi
gerekmektedir. Çağdaş demokrasinin gerektirdiği anlayış ve kurumlarla bir
bileşime kavuşturarak Türk Devleti’nin bu anlam da yeniden
yapılandırılması gerekir. Türkiye başkanlık sistemine geçmeli,
başkanı halk seçmeli, milletvekilleri bakan olamamalı, Bakanlar
Milletvekili olamamalı, bu görev birbirinden ayrılmalı ,yerel yönetimlere
, valilere geniş yetkiler verilmeli Milletin dirliği ile emniyet ve
asayişle ilgili konularda geniş yetkiler mülki idare amirlerine , hizmetle
ilgili yetkiler belediyelere bırakılmalıdır. Bunlar çağın gereğidir.
Bürokratik dokumuz, müsteşar, hatta bakanlardan başlayarak çağdaş yönetim
tekniklerine göre eğitilmeli ve proje hazırlar gibi bütün bürokratik
dokumuz çağdaş yönetim tekniklerine göre yeniden dokunmalı.
Sayın Zeybek vakit ayırdığınız için çok
teşekkür ediyorum.
*Bu
söyleşi ORKUN DERGİSİ'nin Şubat 2000 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
|
|
"Bu
yanlış devam ettikçe bizim gençlerimiz rüyalarını da İngilizce görmeye
başlayacaklar, Türk müziğini sevmez hale gelecekler, şeytana tapanlar bile
Şeytancı değil de “satanist” olarak biliniyor. Bu bir sapıklıktır. Bir
millet kendi dilini terk ediyorsa, terk ettiği kadar sapıktır."
Bu sayfa 01.07.04 tarihinden bu yana
kez ziyaret edildi. |