Anasayfa
Mehmed Feyzi Efendi
Başbuğ
Serdengeçti
Ozan Arif
Musa Özdağ
Hat San'atı
Resimler
Tasarımlar
Türk Adları
Şiirler
Tasavvuf
Söyleşi
Kitap Özetleri
Ziyaretçi Defteri-Yeni
Bağlantılar
Site Haritası
Alperen'den
Not Etttiklerimiz-Yeni

 

 

 

N. K. ZEYBEK’LE YAPILAN SÖYLEŞİ(*)

Alperen: Türk Dünyasıyla ilişkilerin getirilmesi konusunda Türkiye üzerine düşeni yapıyor mu?

N. K. ZEYBEK: Dünya Türklüğünün artık inananların gönlünde bir nazlı hayal olmaktan çıkıp üzerinde uğraşılması çalışılması gereken gerçek haline geldiği bir dönemdeyiz. Ama sanki böyle bir şey yokmuş gibi Türkiye bu konuda uyuyor. Çok söylenen bir tabirle söyleyeyim, “tarihi fırsat kaçmak üzeredir”. 93’ün ortalarından başlayarak Türkiye’yi yöneten bütün hükümetler bu konuda üzerlerine düşen tarihi görevi yapmamışlardır ve görevi ihmal suçundan tarih önünde sorumludurlar. 93’ün ortasında Çiller, sonra Yılmaz, Erbakan ve Ecevit görevi ihmal suçundan suçludurlar. Ve tarihi fırsat kaçmak üzeredir sözünün anlamını ifade bakımından söyleyeyim; Türk Dünyasının, BM’ce tanınan 6 devletinden Kıbrıs’ı da sayarsak 7 devletinden bu gün Türkiye’den sonra en güçlüsü, en çok nüfusu olanı, en fazla imkanlara sahip olanı Özbekistan’dır. Ama maalesef Türkiye’nin Özbekistan’la arası iyi değildir. Özbekistan şu anda, Türkiye’den çok Yunanistan’a, ve daha da acısı Kıbrıs Rum Kesimine yakın duruyor. Bunun sorumlusu da asla Özbekistan değil, Türkiye hükümetlerinin bu konudaki aymazlıklarıdır. Vurdumduymazlıklarıdır. Bu sadece bir örnekti. Bununla ümitsizlik vermek de istemiyorum. Hükümetler görevlerini hiç yapmıyorlar da demiyorum ama yeteri kadar yapmıyorlar. Türkiye çok büyük projelerle bu işe girdi. 1992’de başlanmış olan bazı projeler var. Başlanmış olan bu projeler sağlıklı bir şekilde bu güne kadar getirilseydi bugün biz Türk Dünyasının birliği meselesinin büyük oranda çözülmüş olduğunu görürdük. Nedir bunlar; Avrasya TV Türk Dünyasının ortak TV’si olsun diye kuruldu ama ne yazık ki bugün Türkiye’yi tanıtım TV’si olarak bile görev yapmıyor. Hatta yayın muhtevası itibarıyla Türkiye’ye zarar veren bir TV haline geldi Azerbaycan’da zaten yayını yok, Kırgızistan’da günde 18 saat yayın yapıyordu kapattı. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan’da günde bir iki saat , izlenmeyen saatlerde yayın yapıyor. O da bir şeye benzemiyor. Büyük bir projeydi, Türk Dünyasının haberleşme ortaklığını, sağlayacaktı ama olmadı. Çünkü Hükümetler sahip çıkmadı.1992’de başlayan bir diğer proje de her yıl 10 bin öğrenci getirilmesi projesiydi, ilk yıl getirildi sonra bırakıldı. Hatta yine yanlış politikalar yüzünden Özbekistan gönderdiği 2000 öğrenciyi de geri çekti. Her yıl 10.000 öğrenci demek Türk Cumhuriyetlerinin, geleceğini, Türkiye’de öğrenim gören gençlere geleceğini emanet etmesi demekti. Olmadı. Hükümetler bu konuda gereken dikkati göstermediler.

Alperen: Bu dönem MHP mecliste azımsanmayacak bir çoğunlukta temsil ediliyor. Ayrıca Türk Dünyası’ndan sorumlu Devlet Bakanlığı da MHP’ de. Acaba bu gelişmeler bahsettiğiniz olumsuzlukları sona erdirebilir mi?

N. K. ZEYBEK: Sayın Çay’ın bu işe aşkla bağlı olduğunu biliyorum, bu işlerde aşk çok önemlidir. Hemen de bir şeyler yapmaya başladığını görüyorum ve ümitlenmeye başladım. TİKA denen kuruluşun devlet bakanlığına bağlanması iyi bir adımdır. İkinci olarak TİKA’nın başına Öner Kabasakal adında çok değerli , Türk Dünyasını yakından tanıyan ve bu işlerin içinde olan bir aydın getirilmiştir, bu çok doğru bir adımdır. Ayrıca Avrasya kanalına küçümsenmeyecek miktarda maddi desteğin sağlanmış olduğunu duydum o da güzel bir adımdı. Tabi ki bunlar olmalıydı MHP’ ye de bu yakışırdı. Ama yine de söylüyorum bunlar da yetersizdir. Ben konunun top yekün, Cumhurbaşkanından, Şemdinli’nin köyündeki bir çobana kadar herkesin ele alması gereken bir konu olduğu görüşündeyim. Onun için bu konuda bilinci ve bilgiyi sürekli taze tutmak ve beslemek zorundayız.

Alperen: Türk Dünyasıyla ilgili müstakil bir bakanlığın olması meselelerimizin çözümünde olumlu bir adım olur mu?

N. K. ZEYBEK: Müstakil Bakanlık olsa iyi olur ama bu bakanlık koordinatörlük görevi yapmalıdır. Benim teklifim her bakanlıkta, Cumhurbaşkanlığında bir başdanışmanlık olmalı, başbakanlıkta bir Devlet Bakanlığı var, bunun yanında her bakanlıkta bakanlığın boyutuna göre ya genel müdürlük ya daire başkanlığı, ya şube müdürlüğü, ya danışmanlık ama mutlaka bir birim olmalıdır. Mesela Kültür Bakanlığında sırf Türk Cumhuriyetlerine yönelik bir genel müdürlük kurulmalıdır. Ben Kültür Bakanlığında böyle bir genel müdürlük için kadro aldım benden sonra gelen arkadaşlar bunun adını Halk Kültürlerini Araştırma Genel Müdürlüğü yaptılar. Halbuki bu; Dünya Türklüğü Genel Müdürlüğü olmalıydı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında yine Dünya Türklüğüyle ilişkileri düzenleyen bir genel Müdürlük olmalı, çünkü neden; boru hatları vs. var ya onlar önemli şeyler. Turizm Bakanlığından önemli. Türkiye’de Turizm Bakanlığı olmasa Türkiye hiçbir şey kaybetmez. Çünkü artı Türkiye’de Turizm Bakanlığının hiçbir anlamı kalmamıştır. Boş bir bakanlıktır, boşuna kadro işgal etmektedir. Turizm artık özel sektörün işidir Bakanlığın yapacağı hiçbir şey yoktur. Bir genel müdürlük haline gelmeli ve bir bakanlığa bağlanmalıdır. Buna mukabil bir Türk Dünyası önümüzdeki bir gerçektir. Bir boru hattının Türkiye’ye vereceği fayda 50 tane Turizm Bakanlığının katkısından daha fazladır, turizmin demiyorum. Dolayısıyla orada mutlaka bir genel müdürlük kurulmalıdır. Yani akılcı bir şekilde planlamayla, Devlet Örgüsünün tamamına Türk Dünyasıyla ilgili birim konulmalıdır. Sadece bir bakanlık yetmez bir bakanlık sadece uyumlalıştırma görevi yapmalıdır.

Alperen : Dışişleri Bakanlığımızın Türk Dünyasına yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?

N. K. ZEYBEK: Dışişleri Bakanlığımızın alışkanlıkları var. D. Bakanlığımızdaki bir çok görevli daha Türk Cumhuriyetleriyle diğer Ülkelerin diplomatik yönden de ayrı düşünülmesi konusunda uyanmış değil. Yani birçok diplomatımız için Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan neyse Almanya, Belçika o. Bu ayrım yapılmıyor. Diplomatlarımızın birçoğu, hepsi demiyorum bu ayrımı yapamıyor.Halbuki bunlar adı üstünde Türk Cumhuriyetleridir. Dolayısıyla bunlara yaklaşım çok farklı olmalıydı. Hemen bir örnek vermek istiyorum:

Kazakistan’a doğru bir tayin yapıldı. Kurtuluş Taşkent adında, Türkçü Ali Taşkent’in oğlu değerli bir diplomat, gönüllü olarak, Türkiye’yi her yerde temsil edebilecek niteliklere sahipken kendi isteğiyle Almatı’ya gitti. Kazakistan Büyükelçimiz oldu. Çok yararlı çalışmalar yaptı. Ve Kazak Türkçe’sini öğrendi bu adam. Ama tam oraya alışmış ve verimli çalışmalar yapabilecek bir hale gelmişken geri alındı. Yeni giden insanın nasıl birisi olduğunu bilemiyorum ama ehli olsa bile o da şimdi Kazak Türkçe’sini öğrenmeye başlayacak. Türkiye’nin Washington büyük elçileri orada ortalama on yıl kalırlar ve doğru bir tutumdur. Türkiye’nin Kazakistan Büyükelçi’si oradan emekli olmaya gönderilmeli, Özbekistan Büyükelçisi emekli olmaya gönderilmeli. Ama olamaz geri çekilirse o başka. Gönderilen birini üç yıl geri çekmek ne demek. Şunu bizim bürokrasimizin anlaması gerekir. Hizmetler bürokratlar için değildir, Bürokratlar hizmet içindir. Efendim o üç yıl orada kaldı şimdi şuraya gelsin de sırada bekleyenler var onlar gitsin oraya. Böyle bir mantık olamaz. Bu mantık bizim ocağımızı batırıyor. Mantık hep hizmet bürokratlar içindir mantığı. Bürokratlar hizmet içindir mantığına gelsek bu işi çözeceğiz. Türkiye’nin buna göre kendisini yeniden yapılandırması lazım.  

Alperen: Sayın Zeybek bütün olumsuzluklara rağmen Türk Dünyasıyla ilgili gelişmelerde mesafeler katediliyor. Bu bağlamda Türk Dünyasıyla siyasi bir birliktelikten bahsedenlerin yanında böyle bir birlikteliğin imkansızlığından bahsedenler de var. Sizce siyasi birliktelikten çok kültürel birlikteliğe mi önem vermeli?

N. K. ZEYBEK: Önce kültürel ve ekonomi. Kültürel konuda hazır bir altyapı var. Bütün halk değişik şivelerle olsa da Türkçe konuşuyor. O değişik şiveleri dinleyip de anlamayanlar sakın maneviyatlarını bozmasınlar. Bir iki hafta dinleyip kulakları alıştığı zaman sislerin dağıldığını ve anlamaya başladıklarını görürler. Dil birliği var, geniş ölçüde din birliği var, tarih birlikteliği var. Hemen bir örnek vereyim, biz geceleri en erken doğan bir yıldız vardır. Buna sarı yıldız, kervan kıran yıldızı deriz, hakkında hatta türkülerimiz vardır. Türkiye’den 5000 km uzakta Kazakistan’da da bu yıldıza kervan eşeklerden oluştuğundan eşek kıran yıldızı diyorlar, aynı hikayeyi anlatıyorlar. Nasreddin Hoca her yerde aynı fıkralarla anlatılır. Yani bir kültür birlikteliğimiz vardır. Şimdi tarihin derinliklerinden gelen bu birlikteliği bu günün imkanlarıyla yoğurarak Türk’ün medeniyette yeniden doğuşunu gerçekleştirebiliriz. Önümüzde bu baht var ama değerlendiremiyoruz. Kültür ve ekonomik birliktelik sağlanır ve siyasi birlikteliğe doğru adım atılır. Olması gereken budur.

Alperen: Sayın Zeybek Türkiye bir problemle daha karşı karşıya bu da “dil”. Her gün biraz daha yozlaştırılan Türkçe’nin sonu nereye varacak?

N. K. ZEYBEK: Evet Türkçe’miz de çok önemli bir tehdit altında. Kahvehanelerimiz “cafe”, merkezlerimiz “center”, köprülerimiz “viyadük” Türk Hava Yollarımız “Turkısh Aırlines” diye anılıyor. Bu bir rezalettir . Böyle şey olur mu?

Hükümetlerimizin yaptığı temel bir yanlış var. Bu yanlış devam ettikçe bizim gençlerimiz rüyalarını da İngilizce görmeye başlayacaklar, Türk müziğini sevmez, hale gelecekler, şeytana tapanlar bile Şeytancı değil de “satanist” olarak biliniyor. Bu bir sapıklıktır. Bir millet kendi dilini terk ediyorsa terk ettiği kadar sapıktır. Bu yozlaşmada hükümetlerin de büyük kabahati var. Hükümetler Anadolu Liseleri diye adını koyuyorlar, eğitim öğretim dilini İngilizce yapıyor. Dil kültürün taşıyıcısıdır, siz dilinizden vazgeçerseniz, başka birinin dilini alırsanız o dilin getirdiği her şeyi de almak zorunda kalırsınız. Bu bir felakettir. Bu arada şerefli, haysiyetli insanlar da çıkıyor. İşte Başkent hastanesinin başhekimi MEHMET HABERAL hem dünya çapında bir ilim adamı, Türkiye’de ilk defa böbrek ve karaciğer naklini gerçekleştiren doktor hem de “Türkçe dil bayrağımızdır” diyerek Dil Bayrağını yukarılara kaldırıp “Başkent Üniversitesinde Türkçe’den gayrı eğitim dili yok” diyen adamdır. Yani yalnız değiliz. Ama sesimiz biraz daha gür çıkmalı. Dil giderse din de kalmaz, millet de kalmaz hiçbir şey kalmaz. Vatan, bayrak, din kadar dil de kutsaldır

Alperen: Son günlerde bir de ülkemizde “devlet” tartışması yaşanıyor. Bir kısım çevreler “Devlet”e hakaretler yağdırıyor. Devleti halkın gözünde küçük düşürüyorlar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

N. K. ZEYBEK: En kötü en zayıf en zalim devlet bile devletsizlikten iyidir.Bizim devletimiz söylenildiği kadar da zayıf değildir. Bardağın yarısı doludur. Mücerret devlet fikrini başımızın tacı yapacağız. Mücerret devlet fikir kutsaldır. Ama müşahhas devlet, yaşayan devlet her zaman eleştirilebilir. Kutsal olanla kutsal olmayanı ayırmak lazımdır. Mücerret devlet fikri neden kutsaldır? Çünkü Devlet olmasa halk arasında öyle bir nizamsızlık, öyle bir kargaşa doğar ve insanlar bu kargaşadan öyle zararlar görürler ki depremin meydana getirdiği yıkıntı bile aranır hale gelir. Mücerret devlet işleyişiyle müşahhas devlet işleyişini birbirinden ayırmak lazım. Mücerret Devlet kutsaldır ama müşahhas devlet’e, yaşayan devlete gelince, Türkiye Devletinin bu anlamda yeniden kurulması gerekir. İkisini ayırmak lazım. Yeniden kurulmasının gerektiği ortaya çıkmıştır. Bizce, bizzat devletin içinde olanlar olarak zaten ortaya çıkmıştı da. Hem ana dokusuyla hem bütün kurumları itibarıyla yeniden çağdaş bir yapıya kavuşması gerekir. Bunu söylemek Devlete karşı olmak demek değildir. Devlet bizim başımızın tacıdır. Devlet-i ebed müddet inancı doğru bir inançtır, doğru bir hedeftir. Ama ikisini ayırmak lazımdır.

Birçok insan bunu konuşuyor, projeler gerçekleştiriyor. Benim de bu konuda bir projem var. Sistem olarak artık parlementer sistem yerine başkanlık sistemine dayalı parlâmento, hükümetin ve yargının birbirinden bağımsız görev yaptığı bir sisteme geçilmesi gerekmektedir. Çağdaş demokrasinin gerektirdiği anlayış ve kurumlarla bir bileşime kavuşturarak Türk Devleti’nin bu anlam da yeniden yapılandırılması gerekir. Türkiye başkanlık sistemine geçmeli, başkanı halk seçmeli, milletvekilleri bakan olamamalı, Bakanlar Milletvekili olamamalı, bu görev birbirinden ayrılmalı ,yerel yönetimlere , valilere geniş yetkiler verilmeli Milletin dirliği ile emniyet ve asayişle ilgili konularda geniş yetkiler mülki idare amirlerine , hizmetle ilgili yetkiler belediyelere bırakılmalıdır. Bunlar çağın gereğidir. Bürokratik dokumuz, müsteşar, hatta bakanlardan başlayarak çağdaş yönetim tekniklerine göre eğitilmeli ve proje hazırlar gibi bütün bürokratik dokumuz çağdaş yönetim tekniklerine göre yeniden dokunmalı.

Sayın Zeybek vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

 

*Bu söyleşi ORKUN DERGİSİ'nin Şubat 2000 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

 

 
 

"Bu yanlış devam ettikçe bizim gençlerimiz rüyalarını da İngilizce görmeye başlayacaklar, Türk müziğini sevmez hale gelecekler, şeytana tapanlar bile Şeytancı değil de “satanist” olarak biliniyor. Bu bir sapıklıktır. Bir millet kendi dilini terk ediyorsa, terk ettiği kadar sapıktır."

 

 

 

 

Bu sayfa 01.07.04 tarihinden bu yana

kez ziyaret edildi.

© Alperen Otağı 2000-2008

E-posta: alperen@feyizler.org Bu site Alperen tarafından hazırlanmaktadır.

Son Güncelleme Tarihi : 30.05.2009 20:56