Anasayfa
Mehmed Feyzi Efendi
Başbuğ
Serdengeçti
Ozan Arif
Musa Özdağ
Hat San'atı
Resimler
Tasarımlar
Türk Adları
Şiirler
Tasavvuf
Söyleşi
Kitap Özetleri
Ziyaretçi Defteri-Yeni
Bağlantılar
Site Haritası
Alperen'den
Not Etttiklerimiz-Yeni

 

 

 

FEYİZ I:                                                                                                  

“NE CEBRE KAYALIM, NE İ’TİZÂLE DALALIM EHL-İ SÜNNETTE KALALIM"

İtikatta, ifrât ve tefrîtten (aşırılık ve gevşeklikten) ictinâb etmek gerekmektedir. Bu ise, ancak Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’in tensîb buyurduğu; Sahâbe, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn denilen üç hayırlı devre cemaatinin oluşturduğu inanç sistemine inkıyâd ve mutâvaât ile mümkündür. İnsan için yegâne selâmet, bu sistemde karar kılmakla gerçekleşir.

CEBR’ inancını oluşturan sistemde, insanın bir varlık olarak taştan farkı yoktur. İnsan hareket eder ama, bu hareketlerinde tamamen kendi ihtiyârı olmaksızın; mecbûri, ızdırâri bir şekildedir ki Allah’ın (onun) hakkında dilemesi ile hareket etmek zorundadır,  kulun kendi iradesi yoktur. Cebriyye, bu ifadesi ile kuldan sâdır olan her türlü fiîli Allah’a atfederek, kendilerini temize çıkarmaktadırlar. Halbuki onların bu inancının birçok yönden akla, mantığa ve gerçeğe aykırı bulunduğunu bizzât müşâhede etme imkânımız vardır.

‘İ’TİZÂL’ fikrinde ise, Allah Teâlâ kulunun fiîline karışmaz. Onu sonsuz bir kudretle techîz etmiştir. Kul dilediğini yapabilir. Yani kendi fiîlinin hâlıkıdır. Bu da birçok yönden bâtıl bulunmaktadır. Zirâ akıl, mantık ve gerçek dışıdır.

Sünnet ehli ise, bu fikre de saplanmamış; Allah’ın yaratıcılığını kabul ederken, kulun da kazanma yeteneğini inkâr etmemiştir.

O bu haliyle ifrât ve tefrît arasında istikâmetini bulmuş, bütün bâtıl ve fâsit inançlardan uzak olarak yerini tespit etmiştir. Artık selefimiz ve bizler ‘Sırât-ı mustekîm’ derken bu yolu yani; Ehl-i Sünnet Ve’l - Cemaat yolunu anlamakta ve böyle telakkî etmekteyiz. Bunun dışında kalan ve ifrât - tefrîtin müdâfîleri olan aşırı uçlara iltifat etmemekte, 1400 küsur senedir Selef-i Sâlihînin ve Dîn-i İslâm’ın gerçek savunucusu ve hizmetkârı olan kahraman ecdadımızın hayat kaynağı ve can iksiri Ehl-i Sünnet yolundan, taviz vermeden yürümekteyiz. Allah’ın izni ve irâdesi yardım ve inâyeti bizi takip ettikçe de yürümemize devam edecek bıkmayacak ve usanmayacağız. Süt nasıl ki barsaklarda kanla pislik arasından karışmadan ve bunlara sürülmeden Allah’ın izni ile ayrışırsa , Şüphesiz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz. (Nahl, 66)” ve bedenler için sâfî bir gıda olursa fışkı ve kan mesâbesindeki Cebr ve İ’tizâl’den ayrılır saf ve berraklığı ile, gönüllere ve mahalli îman olan kalbe hayat ve şifâ verir.

O’nun yani Ehl-i Sünnet’in bu özelliği ile, inanmış insanların büyük gurubu azâb-ı elîmden kurtulup Naîm Cennetlerine ehil olmuşlardır.

 

FEYİZ II:                                                                                    

"MÜSBET DÜŞÜNELİM, MÜSBET SÖYLEYELİM, MÜSBET HAREKET EDELİM."

Zamanımız fitne ve fesâdın bol olduğu, kendine uygun zemin bulduğu ve yayılmaya müsait durumların hazır olduğu bir devredir. Yukarıdaki bu güzel ve esrarlı söz,toplumu nazara alarak, düşüncede, sözde ve harekette hep müsbet olmayı; olumlu davranıp menfî olan tutum ve davranışları bırakmayı,çevreyi telaşlandıran, huzuru ve sükunu bozan şeyleri terketmeyi, söylememeyi ve hatta düşünmemeyi tavsiye etmektedir

Basîretsiz ve uyanık davranmayıp olana bitene ve çevresine bakmayıp, safça;neticenin nereye varacağını îtibâra almadan hareket eden kimseler,sağa sola pervasızca, şuursuzca gidip gelen, henüz gözü açılmamış hayvan yavrularına benzer.

Müsbeti ele almak, müsbetten hareket etmek, nazara daima müsbeti vermektir. Çünkü insan fıtratı nefiyden ziyade isbattan hoşlanır. Müsbet yolu tutmak her zaman için müsbet netice getirir. Müsbet yolda sevgi vardır, müsbette saygı vardır. Müsbette şefkat ve hoşgörü vardır.

Fitne ve fesattan korunma ve kaçınma, düşüncede, sözde ve harekette olmak üzere üç mertebede gerçekleşir.

 

a)Düşüncede Müsbet Olmak:

Herkes hakkında iyi düşünmek , her olayı iyi yorumlamak kişiyi rahatlatır. Kötü düşünmek, hâdisatı şer olarak tefsir ve te’vîl etmek kişiyi karamsar ve huzursuz yapar. Karşılaştığımız olaylar ve kişilerden de kötü ahkam çıkarmak, onları uğursuz saymak dinimizde merduttur.

İnsanın fikri zikrini oluşturur. Zikrin mahalli ise kalptir. Kalp bir ayna gibidir. Nazargâh-ı rabbanî olmaya da mir’at-ı şeytan olmaya da müsâittir.

Müsbet düşünmenin hikmeti özellikle zamanımızda ortaya çıkmaktadır. Çünkü zamanımızda düşünceleri okuyabilen modern aletler keşfedilmiştir. Kafalarımızdaki gizli fikirler artık gizli tutulamayacaktır. Şayet kafamızda menfi bir düşünce varsa bunun öğrenilmesiyle kişinin şahsına ve etrafına zarar vermesi kaçınılmaz olur. Bunun için de en iyisi kafalarımızda menfî düşünceleri barındırmamaktır.

b)Sözde Müsbet Olmak:

Bilindiği üzere söz lisanımızın malıdır. Lisan ise kalbin tercümanıdır. Bundan ötürü sözde müsbet olmak,fikirde müsbet olmaktan daha önemlidir. Sözlerimizi söylemeden evvel, onu nasıl ifade edeceğimizi düşünmeli, sonra da onu ham olarak değil de tam olarak ifade etmeli ki sözlerimiz arzu edilen hedefe ulaşsın. Aksi takdirde ağızdan çıkan bir söz hiçbir zaman geri gelmez.

c)Harekette Müsbet Olmak:

Hareketlerimizin müsbetliği konusu bize, dinimizde çok önemli bir esas olan ihlâs mevzuunu hatırlatmaktadır. Bir bakıma ihlâs ile hareketteki müsbetlilik aynı anlamı tazammum etmekte ve aynı meseleyi ifade etmektedir. Çünkü ihlas deyince hatırımıza samimiyet, paklık, arınmışlık gibi üstün değerler ve ulvî hareketler gelmekte; yüksek değerli, kutsal olan bir husus gözümüzün önüne serilmektedir.

Hareketteki müsbetlik, fikirde ve sözde olan müsbetlikden çok daha önemli görülmektedir. Çünkü düşünce ve sözde müsbet olunmadığı takdirde doğacak sonuç, genellikle sahibini ilgilendirmektedir. Ama fikrin ya da sözün fiiliyâta dökülmesiyle şahıs, ferdiyetten ikiliğe, cemiyete dönüşmekte, dolayısıyla hareket başkalarını ilgilendirir duruma gelmektedir.

DEVAM EDECEK...

 ***Feyiz I, Mustafa Maden, Feyiz II, Ahmet Yürekli tarafından hazırlanmıştır.

Kaynak: Musa ÖZDAĞ, Feyizler-1 (Hamle Yay. İst.1996)

 
 

Hayatı

Feyizler

Feyizlerden

Damlalar

Resimleri

 

 

 

Bu sayfa 01.07.04 tarihinden bu yana

kez ziyaret edildi.

 

 

© Alperen Otağı 2000-2008

E-posta: alperen@feyizler.org Bu site Alperen tarafından hazırlanmaktadır.

Son Güncelleme Tarihi : 30.05.2009 20:56