|
FEYİZ
1- EHL-İ SÜNNET MEZHEBİ :
Ne cebre kayalım, ne i’tizâle dalalım; Ehl-i Sünnet’de
kalalım.
2- DÂİMA MÜSBET OLMAK :
Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.
3- SÖZ FAYDA VERMEYİNCE NE DEMELİ ?
Biz bilemeyiz, bir şey diyemeyiz.
5- MESLEĞİMİZ:
Bu fakir askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik,
miskinlik imiş.
6- ZAMANIMIZ:
Zamanımız sükût zamanı; evlere devam zamanı.
7- GENÇLİK ve İHTİYARLIK:
Kemâl-i îmân kesbedip, a’mâl-i sâlihaya muvaffak olmak
şartıyla gençlik de güzel, ihtiyarlık da.
8- MESLEKÎ MEVSİMLER:
Bir zamanlar hubbî idik; sonra cübbî olduk. Şimdi de
sükûtiyiz. İlerde türâbî olacağız. Hubbîlik suûbetli, cübbîlik sühûletli,
sükûtîlik selâmetli.
9- DÜNYA’NIN YUVARLAKLIĞI:
Namaz içinde kıbleye teveccühün şart-ı dâim oluşu, arzın
kürevî oluşuna delâlet eder.
10- DUÂNIN KABUL OLMAMASI:
Habâset çoğalınca sâlihlerin duâsı da kabul olmaz.
11- ÇEKİŞMEK TEFRİKA NETİCE VERİR:
Münâzaa tefrikayı, tefrika ise kuvvetten düşmeyi intâc
eder.
12- RÜYÂ:
Rüyânın hakikati vardır; hayal değildir. Yalnız tâbir
ister. Keşif ise te’vîl ister.
13- MEFÂHİRLERİMİZ:
Mefâhir-i Dîniyye’yi,
mefâhir-i milliyyeyi ve vatanı muhafaza için ta’lîm- taallüm etmek,
askerlik yapmak da lâzım.
14- KALBE GELEN ŞEYLER:
Kalbe kötü bir şey hutûr ederse: Allâhümme tahhir kalbî
vağfir zenbî ve hassın cevârihî ani’l-harâm, deyip o kötülüğün kökünü
daha bi’l- kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel
tevbedir.
15- KAZA ve KADER KARŞISINDA EDEP:
Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet edince:
hâzâ kazâuhû ve hâzâ hatâî ; bir hasene isâbet edince de: hâzâ
kazâuhû ve hâzâ atâuhû demeli, kendimizde bir hüner görmemeli.
16-
MÎZAÇ BOZUKLUĞU:
İnamamak mîzaç bozukluğundan, tasdîk ve yakîn ise mîzaç
dürüstlüğünden ileri gelir.Bunun için nifak erbâbı hakkında:
fî kulûbihim maraz buyuruldu.
17-
TAHÂRET-İ KÂMİLE:
Tahâret-i kâmileye ulaşamamış kimse Kur’an’ın hakâikına
muttalî olamaz.
18- GÜZEL AHLÂK:
Güzel ahlâk ancak, kendisinde şuab-ı îmâniyyeyi ikmâl
etmiş, kemâl-i îman sahibi bir mü’minde tasavvur olunabilir.
19- MESÂİL-İ DÎNİYYE:
Mesâil-i dîniyyenin usûlen olsun, furûan olsun
hepsinin derin hüccetleri, bürhânları ve parlak felsefeleri vardır; basit
gösterenler yanılıyorlar.
20- MA’RİFETULLAH:
Ma’rifetullâhın neticesi ubûdiyyettir. Ubûdiyyetin neticesi
ise duâdır. Bunun için Rasûlüllah (s.a.) Efendimiz:
ed-Duâü muhhu’l-ibâde “Duâ ibâdetin
iliğidir” buyurdular.
21-
NÜBÜVVET-RİSÂLET-VELÂYET:
Nübüvvet, risâletin ibtidâsı; velâyetin müntehâsıdır.
22- MİŞKÂT-I NÜBÜVVET:
Mişkât-ı nübüvvetten uzaklaştıkça cehil ve zulmet kapladı;
hürmetsizlik başgösterdi.
23- KULAKTAN ÂLİM OLMAK:
Sohbet-i Nebeviyye berekâtıyla
o ümmî kavim kulaktan âlim oldular; Nûr-u Nübüvvet’le sıvarıldılar.
24- İŞTİYAK SÖZÜ:
Demler o demler; zaman o zaman idi!..
25- EN YÜKSEK MAKAM:
Ubûdiyyet, en yüksek makamdır. Sahtekârlar,
decâcile ve kezzâbûn, ubûdiyyet konusunda enbiyâya ve evliyâya
ulaşamazlar.
26- BU ÜMMET:
Bu ümmet, ümmet-i vasattır. İfrat ve tefritten ârîdir. Bu
ümmet, sâir ümmetler üzerine şâhid olacaktır Peygamberimiz de bizim
ümmetimize ve bütün enbiyâ üzerine şâhid tutulacaktır.
27- RİYÂ:
Riyâdan kurtulmak çok zordur Riyâdan ancak her
şeyde rızây-ı ilâhîyi gözeterek kurtulunur.
28- EVLİYÂ:
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.) evliyâyı tarif ederken
“Onları göresiye kalpte zikrullah hâsıl olur” buyurmuştur.
29- ŞEYTANLAR:
Cinnî şeytan kalbe iğvâ eder, vesvese verir; insanı icbâr
etmez. İnsî şeytanlar cinnî şeytanlardan daha tehlikelidirler. İnsana
günah işletmek için dostluk kurar, “Ne olacakmış?” der, elinden yeder,
günah işletir. Sonra da karşısına geçer, güler. İnsî şeytanlara karşı
takvâ yoluyla korunmak lâzımdır.
30- İRŞÂD:
Kur’an’ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye’nin irşâdından,
ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.
31-KUR’AN’I ANLAMAK:
Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve Hadis’den mânâ
çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın kâide-i mukarreresi
altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.
32- GÜNAHLARDAN TEVBE:
Her gün lâ-akall yüz defa tevbe etmeli. Günahların hepsine
birden tevbe edilir. Şuna tevbe ettim, şu günaha tevbe etmedim, demek
zırvadır. Böyle bir şey yoktur.
33-HOŞGÖRÜ:
Her olur olmaz şeyden mesele çıkarmamalı. Pişkinlik
göstermek lâzım; müdârâ etmek lâzım. Bu da şerri def için olur.
34- MÜDÂRÂ ve MÜDÂHENE:
İslâm’da müdârâ emredilmiş, müdâheneden nehyedilmiştir.
Müdârâ güzel, müdâhene çirkindir.
35-BİD’ATLARIN DURUMU:
Her bid’at seyyie değildir, çirkin değildir. Bazı bid’atlar
hasenedir. Minârelerin inşâsı ve yükseltilmesi, câmi ve Kur’an’ın tezyîn
edilmesi gibi.
36-ÇİRKİN BİD’AT:
En çirkin bid’at, bir sünnetin terkine ve iptâline sebep
olandır.
37-GÜZEL NİYET:
İnsan, niyeti sebebiyle, yapamadığı bir şeyden bile sevap
kazanır. Rasûlullah Efendimiz (s.a.):
Niyyetü’l-mü’mini hayrun min amelihî,“Mü’minin
niyeti amelinden hayırlıdır” buyuruyor.
38- BÜYÜK GÜNAHLARDAN KAÇINMAK:
İnsan kebâirden kaçarsa farz işlemiş gibi
defter-i a’mâline sevap yazılır.
39- CENNETİN AŞKI!..
Cennet müttakîlere âşık; müttakîler cennete âşık!...
40-MA’RİFET-İ ÎMÂNİYYE:
Ma’rifet-i îmâniyye öyle bir çekirdektir ki,
en sonunda rü’yet-i cemâl gibi kutsî bir meyve semere veriyor.
41-TEKRARIN GÜZELLİĞİ:
Aynı mevzuları tekrar tekrar
söylüyorum ama tekrara da ihtiyaç var.
42-ŞİÎLERE ZIT OLMAK:
Şia’nın çok olduğu yerlerde açıktan mest giymek, mest
üzerine mesh vermek daha faziletlidir.
43-YETMİŞ PEYGAMBER KABRİ:
Rükn-ü Yemânî ile Hacer-i Esved arasında yetmiş peygamber
medfundur. Onun için bu mevkiye gelince izdiham hâsıl olur.
44-GÖZE KUVVET VEREN ŞEYLER:
a)- Kur’an’a bakarak okumak. b)- Berrak suya bakmak c)-
Yeşile bakmak d)- İsmid kullanmak (göze sürme olarak çekmek).
45-DERECÂT- DEREKÂT:
Cennette derecât; cehennemde derekât vardır.
46-AHD-İ MÎSÂK:
Âdem (a.s.)’ın sulbünden ihrâc edilen cüz’ü lâ yetecezzâ
halindeki zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her bir rûh kendi
zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara
“Elestü bi- Rabbiküm” diye
hitapta bulundu. Bütün ruhlar “Kaalû belâ” (Evet Sen bizim
Rabbimizsin) cevabını verdiler. Münâfık ve kâfirler dahi “Belâ”
demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.
Elest bezmindeki o zerrecikler sonradan vakti
gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî ediliyor.
47- HAREKET ve SÜKÛN:
Namaz hareket; oruç sükûndur. Hareket isteyen namaz
kılmalı.
48- CİNLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ:
Cinnîler gazaplıdırlar, kibirlidirler. Çocuk gibi
haylazdırlar. Eğlenmekten hoşlanırlar. Ne dedikleri pek anlaşılmaz.
49- ÂLEMLER:
Cisim âlemi Arş’da tamam olur. Arş’a felek-i atlas
diyorlar. Arş’ın fevki âlem-i emirdir. Orada îcâd, maddeden müddet
zarfında değildir. Arş’ın altı cisim âlemidir. Arş, bütün avâlimi ihâta
etmiştir.
50- RÛHUN ÂLEMİ:
Ruh, âlem-i emirdendir. Ruh, vücuttan kısmen tedbîrini
keserse uyku hâsıl olur. Tamamen tedbîrini keserse ölüm vâki’ olur.
51- MELEKÛT:
Yediğimiz içtiğimiz şeylerin ruhu, ruhumuza gıda oluyor;
vitamini, bedenimize gıda oluyor. Melekûtu da ruhumuzu takviye ediyor.
52- İKİ YÖN:
Her şeyde; ister zerre olsun, ister küre olsun iki veche
vardır: Biri mülk âlemine, diğeri melekût âlemine bakar. Melekûtsuz hiçbir
şey yoktur.
53- KIYÂMETİN OLUŞUMU:
Kıyâmetin kopması, Rabbimizin
“Kayyûm” isminden mededin kesilivermesi
ile vukû’ bulacaktır.
54- İZDİVAÇ KANUNU:
Kânûn-u izdivâç her şeyde cârîdir. Kânûn-u
izdivâca tekâmül de dahildir.
55- LETÂİF-İ İNSÂNİYYE:
“Kalbin hakîkati, ruhun hakîkati, sırrın hakîkati, hafînin
hakîkati, ahfânın hakîkati”. Bütün bu beş latîfe, âlem-i emirdendir.
56- EHL-İ SÜNNET ULEMÂSI:
Ehl-i Sünnet, leben-i hâlis gibidir. Ehl-i
Sünnet ulemâsı, ifrâta ve tefrîte dalmadılar. Îtikadda bâtıl mezhep
olanlar, duhûl-ü evvelîn ile cennete giremezler. Onlara şefaat de yoktur.
57- HAREKET:
Güneşin hareketinden harâret; harâretinden de
câzibe hâsıl oluyor. Güneş, câzibesi ile yıldızları tutuyor. Kamer, Cenâb-ı
Hakk’ın “Mübîn” isminin mazharıdır. 28 menzili bir ayda dolaşıyor.
58- HACININ ÇALIŞMASI:
“Hacı, terazi tutmaz” diye bir şey yoktur. Adaletle,
hakkıyla terazi tutabilir.
59- ÖLÜ KALPLER:
Kalpler Kur’an’la hayat bulduğu için,
Kur’an’ın bir ismi de “Rûh”’dur. Kur’an’ın hakâikını fehmeden kalp,
hayattardır. Kur’an’ın hakâikını fehimden gafil kalpler, ölüdür.
60- NEFSİN TERBİYESİ:
Nefsin terbiyesi, Kur’an’ın emrine uymakla; nehyinden
kaçınmakladır.
61-SEYR-İ İLİM:
Seyr-i ilim
Kur’an’la başlar; yine Kur’an’la nihayet bulur. Kur’an’ın meânî-i adîdesi
vardır. Hakâikı, bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları gibidir.
62- ALLAH KORKUSUNUN MENBAI:
İlim, ma’rifet ziyadeleştikçe haşyetullah da
ziyadeleşecek.
63- ÇÜRÜMEYEN CESED:
İhsan nuruna, îkân nuruna, şerh-i sadır nuruna mazhar olan
ve bütün hücrelerine bu nurlar sereyân eden bir mü’min, kemâl-i îmâna
mazhar olmuştur; kabirde bile çürümez.
64- KALBİN BERZAHİYYETİ:
Kalp, ruhla ceset arasında bir berzahtır. Âlem-i mânaya
açık olan kapısından nur ve feyiz nâzil olur. Yapılan her ibadetin nuru da
kişinin bedeninden doğru kalbine yükselir. Bu durumda, nur üzerine nur
inzimâmı ile “Nûrun alâ nûr” sırrına nâil olur.
65- KUR’AN ZİYAFETİ:
Kur’an, insanın bütün latîfelerine; ruhuna, kalbine ve
istîdatlarına ziyafet veriyor.
66- FAZİLET GÜNEŞİ:
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.) Şems-i Fazilet’dir. Şefaat
isteyince hemen yetişir.
67- KABİR HAYATI:
Kabir de bir hayattır. Rızık ise idâme-i hayat içindir.
Kabirde de, oranın şartlarına göre rızıklanma vardır.
68- MÜEZZİNLER ve ÂLİMLER:
Müezzinler ümenây-ı ümmettirler. Âlimler ise ümenây-ı
rusüldürler.
69- ESRÂR-I ŞERÎAT:
Esrâr-ı Şerîat inkişaf etmedikçe vâris-i Nebî olunmaz.
Esrâr-ı Şerîat’a, müctehitler alâ tarîk’il- istinbat; evliyâ da alâ
tarîk’il-keşf ulaşırlar.
70- MÜFESSİRLERDEN BEYZÂVÎ’YE TA’RÎZ:
“Ehl-i Sünnetim” dediği halde mühim bir müfessir,
lillezîne ahsenû’l-husnâ ve ziyâde
âyetindeki “ziyâde” kelimesini ilk tevcih olarak: vemâ yezîdühüm
ale’l-mesûbeti tefaddulen diye tefsir ediyor!...
71- BENİM MEZHEBİMDE:
Âyette: Lâ tüdrikühû’l-ebsâr buyurulmuş.
Benim mezhebimde ise şöyledir:
ve fî mezhebî: Lâ tüdrikühû’l-ebsâr ve sâiru kuvâ’l-insân
hakîkate künhi zâtihî ve sıfâtihî ve esmâihî teâlâ.
72- GÜNÜ GELİNCE HAKİKATLARIN ZUHÛRU:
Hakikatler mahcûb değil, muhtecibtir. Zamanı
gelince o hakikat, üzerindeki peçeyi atıverir.
73- KÂBE’NİN HAKİKATİ:
Kâbe’nin hakikati bütün hakâikın fevkindedir. Hakîkat-ı
Kâbe dünyadan değildir.
74- HAREMEYN-İ ŞERÎFEYN:
Medîne, “Harem-i Rasûl”, Kâbe de “Haremullah”’dır.
75- RASÛLULLAH’A MUHABBET:
Kemâl-i îman, Rasûlullah (s.a.)’a muhabbetle
hasıl olur. Muhabbetullahın alâmeti de Rasûl-ü Ekrem’e itaattir.
76- NAMAZ KILAN ve TAVÂF EDEN:
Musallînin, namazda Beyt’in Rabbi’ne teveccüh ettiğini;
tavâf edenin de gerçekte Cenâb-ı Hakk’ı tavâf ettiğini müdrik olmalıdır.
77- TECELLÎNİN ARTMASI:
Tevazu arttıkça, tecellî de artar. |