"Alp-er Tunga öldü mü?
Isız acun kaldı mı?
Ödlek öcün aldı mı?
İmdi yürek yırtılır."
Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan ise, Horasan'dan
Anadolu'ya fırlatılan "veli füzelerin"den biriydi. Tarihçilerin en dindar
sultan dedikleri Muhammed Alparslan'ın mana ustası Buharalı Ebu Cafer
Muhammed idi. Ebu Cafer, önce kahraman sultanı mana yolunda eğitti sonra
müjdeyi verdi:
"Sen Diyar-ı Rum'un kapısını kapanmamak üzere
İslam'a açacaksın."
Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından bir çoğunun
adında, "alp" hecesi vardı. Aşıkpaşa Tarihi'nde "Gaziyan-ı Rum", diğer
kaynaklarda kaynaklarda "Alpler", "Alp-Erenler", "Horasan Pirleri" diye de
anılan bu savaşcı Türk Dervişleri, yeni fethedilen topraklara yerleşip,
Türk dilini ve İslamiyeti yayarak, bulundukları çevrenin Türkleşmesinde
birinci derece rol almışlardır. Daima ehli- sünet çizgisi içinde kalmış
olan bu mana erleri, mâna ilimlerinin kaynağı olan Ehl-i Beyt sevgisiyle
yaşamışlardır. İslâm velileri, kendi hayatlarını yaşayan insanlar
değillerdi. Bilakis halkla kaynaşan, halkı kendi mânasında eriten, "şerde
pasiviteyi, hayırda ise aktiviteyi" sağlamış üstün vasıflı kimselerdi.
Türkistan rampasından Anadolu'ya fırlatılan mana
füzeleri bir tesadüfün eseri değildi. Bilakis "İlâhî Şuur"un bir tecellisi
idi. Derviş gazileri, Alp-gazileri, Alp-erenleri, Alp-arslanları
Anadolu'ya gönderen İlahî kader, Alp-arslan'dan tam dokuz asır sonra, bu
şanlı millete yeni bir Alp-arslan hediye etmişti. Onun gibi "alp", onun
gibi "eren", onun gibi "arslan"... Birincisinin görevi, Anadolu'yu Türk'e,
İslâm'a açmak, ikincisinin görevi ise bu cennet vatanı Türk ve İslam
kimliğiyle muhafaza etmek...
Merhum Alparslan Türkeş'in "alp-erenlik" özelliğinin
çokları farkında olmamıştı. Çünkü o, "eren"liğin en önemli âlamet-i
fârikası olan "ihlâs"ta bir zirve idi. İhlâs ise, yapılan iyi şeyleri
halka pazarlamaktan insanı alıkoyan fazilettir. Zira Üstad Kuşeyrî Hz.leri
ihlâs hakkında şöyle demiştir:
"İhlas, tâat ve ibadette sırf Hak Sübhanehû ve Teala'yı
kasdetmektir. Bu da taatle her hangi bir şeyi değil de sadece Allah
Teala'ya yaklaşmayı irade etmek suretiyle olur. Allah Teala'dan başkası
için yapmacık bir şey yapmak, halkın övmesini sağlamak, halk tarafından
sevilmeyi arzulamak ve Allah Teala'ya yaklaşma niyeti dışında her hangi
bir mana taşımak ihlâs'a engeldir."
Nitekim o büyük zat, kendisine: "Başbuğ'um, diğer
liderler namazlarını büyük camilerde kılmak suretiyle kendilerinin daha
dindar olduklarını göstermek istiyorlar. Siz de öyle yapsanız olmaz mı?"
diyenlere: "Evladım, namazı kimin için kılıyoruz" demekle yetinmiştir.
İmam Gazzalî şöyle buyurmuştur: "Ameli gizli yapmakta
riyadan kurtuluş ve ihlas faydası vardır. Âşikare amelde de örnek olmak ve
insanları ibadete teşvik vardır. Ancak burada bir de riyâ korkusu
mevcuttur. Nitekim Hadiste: 'Gizli amel, âşikare amelden yetmiş kat daha
fazla mükafat alır.' buyurulmuştur. Nefis hilekardır. Şeytan da fırsat
gözleyicidir. Makam sevgisi daima kalbde galiptir. Âşikare yapılan
ibadetler riyadan zor kurtulur. Selamet, gizliliktedir. Âşikare yapılan
ibadetlerde bizim gibilerin önleyemeyeceği tehlikeler vardır."
Bu bilgilerin ışığında merhum Başbuğ'umuzun,
ibadetlerinde niçin bu derece gösterişten kaçındığı daha iyi anlaşılmış
oldu. Biz sağlığında bu durumları bir nebze bilirdik. Ama onun bu
hassasiyetinden dolayı bu özelliğini açıklayamazdık. Ancak şimdi vefat
ettiği ve bu tehlikeler ortadan kalktığı için, bir çok muhalifinin görmek
istemediği bu yönünü, sû-i zanları gidermek için bir miktar örneklerle
açıklamaya çalışacağız.
.